Bahri Yavuz: Pişman değilim

Kocaelispor tarihine şimdiden adı altın harflerle yazılmayı hak eden, Yeşil-Siyahlı kulübün başkanlığını yapan Bahri Yavuz’la, bugüne kadar yapılmış en uzun söyleşiyi gerçekleştirdik

img_7085.jpg
Haber albümü için resme tıklayın

Kocaelispor Başkanlığı’na nasıl karar verdiğinden, KEV sürecine kadar her konuda konuşan Başkan Yavuz’un açıklamalarını aynı günde tek bir sayfaya sığdırmak teknik olarak mümkün olmadığından ikiye böldük. Bugün, yönetime gelişi, KEV’le ilgili süreç ve satıştan elde edilecek gelirin nasıl kullanılacağı ile ilgili konuya giriş yaptık. Daha fazla uzatmadan sözü Başkan Yavuz’a bırakıyoruz.

Başkanım, sizi daha yakından tanımak, kentle bağınızı ortaya koymak için bu soruyla başlıyorum. Bahri Yavuz kimdir?

6 Ekim 1974 İzmit doğumluyum. Hayatımın 42 yılı İzmit'te geçti. Hızır Reis İlkokulu, Kocaeli Anadolu Lisesi ve Kocaeli Üniversitesi'nde Endüstri Mühendisliği okudum. 1995 yılında üniversite birinci sınıf öğrencisiyken ortağımla birlikte Barok Yapı isimli şirketi kurduk. 21 yıldır bu işi yapıyorum, 2005'te ortağımdan ayrıldım, 11 yıldır tek başıma devam ediyorum. İzmit aşığı olarak tanımlayabilirim kendimi. Tüm olumsuzluklarına ve eksiklerine rağmen yaşadığım şehri çok seviyorum. 10 sene önce Bağçeşme Mezarlığı’nda yerimizi bile aldık, Allah izin verirse burada ölüp, buraya defnedilmek istiyorum. Şehre karşı bir aidiyet duygum var, bu şehrin bana çok şey verdiğini düşünüyorum. Hobilerime gelince; Kocaelispor, söylemeye gerek yok ama çocukluğumdan beri en büyük hobilerimden bir tanesi. Evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra çocuklarımla zaman geçirmekten çok keyif alıyorum. Genel olarak tutkulu bir insanım. İyi tarafları, kötü tarafları var ama yaptığım bir işi ucundan tutup yapamıyorum. Bundan dolayı çok yoruluyor ve yıpranıyorum. Belki tarzım bu, bunu seviyorum. Uzun yıllar amatörce futbol, basketbol oynadım. Karşı tarafın enerjisini hissettiğim her spor dalını çok seviyorum.

KARDEŞLERİMLE VAKİT GEÇİRMEYİ SEVİYORUM

İki erkek kardeşim var.(Özgür ve Barış) Onlarla birlikte vakit geçirmekten çok keyif alıyorum. Belki, onların varlığından dolayı çok fazla dışarıda işim olmadı. Onlarla kaliteli zaman geçiriyorum. 2003 yılında eşim Sanem Yavuz ile evlendim. Konservatuar mezunu, İzmitli. Sıraç (10), ve Sarp (4) adında iki oğlum var. Anekdot olarak söyleyeyim; 2002 yılında eşime evlenme teklif ederken, benden fedakarlık istemeyeceğin üç şey var dedim. Birincisi annem, babam ve kardeşlerim. İkincisi işim, üçüncüsü de Kocaelispor demiştim. İkisini anladım, üçüncüsünü anlamadım deyince, ‘-Onu da zamanı gelince anlarsın’ demiştim. Son iki buçuk senedir devamlı vurguluyor bunu.(Gülüyor)

Her erkek çocuk gibi annemin bütün yemeklerini çok seviyorum. Aile olarak şöyle bir özelliğimiz var. Babam Arap kökenli Mardin doğumlu. Annem, Trabzon doğumlu. O anlamda güzel bir mozaik var. Üç kardeş olarak şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Et yemekleri konusunda tercihim ağır basıyor ama en çok kahvaltıyı seviyorum, hangi saat olursa olsun yerim.

Başkan Yavuz 2,5 yıl boyunca zahmetini en çok çeken zarif eşi Sanem Hanım, çocukları Sıraç ve Sarp ile birlikte.

Kocaelispor başkanı olmaya nasıl karar verdiniz?

Hayatımın dönüm noktalarından biridir, paylaşmam lazım. Eniştem Fevzi Caymaz, İzmit'te herkes onu Kuşçu Fevzi olarak tanır. Sağ olsun 6 yaşından itibaren kolumuzdan tutup İzmit'teki her maça evden alıp, önce köfte yemeye sonra da maça götürüp Kocaelisporlu olmamızı sağlamıştır. Benim çocuklar ile ilgili hassasiyetimin de oradan geliyor. 5-15 yaş arası çocukların tam bu devrede eğilip dönebileceği, takım tutmaya başlayacağı yaşlar. Sağ olsun eniştem beni 14 yaşına kadar taşıdı. Enişteme ömrümün sonuna kadar borcum var. O anlamda hayatımın çok önemli bir dönüm noktası. Okuldan arkadaşlarla ve zaman zaman babamla devam etti tutkumuz. Babam 8 yıl yöneticilik yaptı Sefa Bey (Sirmen) ile. Ama ben babamdan iyi Kocaelisporluyum, biliyorum. Babamın Kocaelispor duygusu benden sonra daha çok artmıştır eminim. 1987 yılıydı. Bizim Fenerbahçe'ye 2-1 yenilip küme düştüğümüz maçtı. O maç benim ilk deplasmanımdır. İzmit'teki maçlara gidiyordum ama ufak olduğum için deplasmanlara götürmüyorlardı. Eniştem de o sorumluluğu alıp beni maça götürmek istememişti. Babama bir hafta yalvardım, maça gitmek istiyorum diye. Sağ olsun kırmadı bizi, maça götürdü. Öne geçip, Büyük Şenol'un golüyle yenildiğimiz maçtı. O yaşta benim için ufak bir travmadır. Çok kötü olmuştum. İstanbul'dan İzmit'e kadar aralıksız ağlamıştım. O günden sonra -belki kulüp başkanı olarak söylemek çok doğru değil ama- sokakta iki kişi masa tenisi oynarken görsem, biri Fenerbahçe formalıysa diğeri kazansa diye dua ederim.

18 YAŞINDA HAYALİMDİ

Ben 18 yaşında kulüp üyesi oldum. 18. doğum günümde babama bir gün Kocaelispor başkanı olabilir miyim diye sordum. Babam da inşallah olursun dedi. 37-38 yaşta, yine doğum günlerimden bir tanesinde babama olmayacak herhalde dedim. Kulüp de zor zamanlar geçirmeye başlamıştı. O da ne zaman olursa olsun, iki sene sonra, yapabileceğin dönemde olsun demişti. İş ile ilgili eksiklerimiz vardı, onlar tamamlansın diyordum. O yüzden olmayacağını düşünüyordum ama öyle bir döneme girdi ki, Kocaelispor amatöre düştü, kapandı diyebilirdik. Halkımızın bakışı, sadece fişini çekmek kaldı şeklindeydi. Bir şekilde sorumluluk almamız gerekiyordu. Bir arkadaş grubumuz var. Geçmiş ilişkilerimizden dolayı kırmadılar beni. 17 kişilik bir yönetim kurulu oluşturduk ve yola çıktık. Burada bir anekdot vermek isterim.

İLK REKLAMI VERDİĞİMİZDE AĞLADIM, OYSA…

Kocaelispor’a, Başkan olmadan önce ilk saha reklamını verdiğimiz günü unutamam. Çünkü bizim için bir hayaldi ve nasip oldu. Sonra, ‘-Acaba bir gün forma reklamı da verebilir miyiz?’ diye düşünmeye başladık. Onu da çok hayal ettik. Çok şükür o da nasip oldu ama, ben o anı hep en mutlu günlerimizde olur diye düşünüyordum. Oysa forma reklamı verdiğimiz gün, hırsımdan statta ağladığımı biliyorum. Çünkü, bizim küçük bir işletmemiz vardı. İşletmemiz o kadar büyüyecekti ki, Kocaelispor’a çok güçlü, Süper Lig'de, Avrupa kuplarında mücadele ederken biz gururla forma reklamı verecektik. Ama ne yazık ki öyle olmadı. İşletmemiz büyümedi. Maalesef Kocaelispor da eskisi gibi kalmadı. Zamanla çok geriye gitti. Biz forma reklamını keyfiyetten değil, mecburiyetten, Kocaelispor’un ihtiyacı olduğu için verdik. Böyle olmamalıydı. Kocaelispor hep güçlü kalmalıydı. Bu olay benim çok ağrıma gitmiştir. Kocaelispor benim ömrümün yarısıdır. Beş yüz üzerinde maç izlemişim. Elli iki ayrı şehir görmüşüm sayesinde. Bu yüzden bitkisel hayatta, ölüyor dedikleri dönemde çevremdeki arkadaşlarıma çok iddialı bir şey söyledim; Kocaelispor kapanırsa benim ömrümün yarısı da O’nunla birlikte gider. Kapanmasına müsaade edemeyiz.

Geçen 2,5 yılda neler yaşadınız? Teknik adamlar, futbolcular... Neler anlatırsınız?

Sefa Bey'in başkan olduğu dönem, ne olup bittiğini anlayabileceği dönemdi. Sefa Bey önce yönetici sonra başkan oldu. O dönemde var mıydı bilmiyorum ama ben hiç yöneticilik yapmadan başkanlık yapmak zorunda kaldım. Normalde Kocaelispor markası gibi bir kulüpte asla öngörülen bir şey değildi geçmişte. Bu kulüpte başkanlık yapacak kişinin önce bir dönem yöneticilik veya futbol şube sorumluluğu ya da mali asbaşkanlık gibi kritik görevler yapıp, camiayı, kulübü ve içinde bulunduğu sosyal çevreyi tanıması gerekirdi. Babam 8 yıl yöneticilik yaptı. Ben küçük yaşlardan beri bu yapının içinde olduğum için Kocaelispor camiasıyla ilgili herkesi iyi tanıdığımı düşünüyorum. Camiayı iyi tanıyorum. Şöyle bir avantaj oldu. Kocaelispor'un başına Kocaelisporlu bir başkan geldi.

MAHALLE MAHALLE GEZDİK

Ben başkan adaylığıyla ilgili konuşmamı 19 Mayıs'ta yapmıştım. O gün şöyle bir şey söylemiştim. Kocaelispor'un çok büyük dertleri var, doğru. Ama Kocaelispor'un en büyük derdi para değil güven demiştim. Bu cümlemde hala ısrarlıyım. Güven sağlandığı gün diğer hamlelerin yapılması çok kolaylaşıyor. Geçen sene şampiyon olduk ama bana sorarsanız en başarılı senemiz ilk seneydi. Çünkü o kadar cephede, o kadar şeyle mücadele etmek zorunda kaldık ki. Tesis yok, idman sahası yok, kulüp binası 30 m2. Oturmaya, yönetim kurulu toplantısı yapmaya yer yok. Şehirde muazzam bir güven kaybı var. Ekonomiyi anlatmaya gerek yok, bir kuruş gelir yok. Önünüzdeki harcamaların tamamını kendi imkanlarınızla yapmak zorundasınız. İlk sene inanılmaz başarılı işler yaptık. 100'e yakın sivil toplum örgütü, dernek, oda, mahalle gezdik. Çağırıldığımız, çağırılmadığımız her yere gidip insanlara dokunmaya çalıştık. Devamlı, bizim hayallerimiz var, bunları yapmak istiyoruz dedik. İnsanlar bizdeki samimiyeti görünce, samimiyetle karşılık verdiler.

400 ARKADAŞIM VARDI, 5 BİN OLDU

İlk sene şampiyon olan Edirne'den sekiz oyuncusunu ve hocasını almış bir Tekirdağ var karşımızda. Belediye arkasında, Vali arkasında bütün şehir kenetlemiş. Yıllardır orada mücadele edip çıkmaya çalışıyorlar. O yapıyla bir final maçı oynadık. İlk sene o açıdan başarılı olduğumuzu düşünüyorum. İlk sene KEV'le ilgili de çok mücadele verdik. Altyapıyı da sıfırdan organize ettik. İlk seneki yorgunluğu ve mücadeleyi düşünüyorum, bir sene daha öyle yaşasam ölürdüm diyorum. Başkan olduktan dört buçuk ay sonra, hiç rejim, spor yapmadan 14 kilo verdim. Kulüp başkanlığının en büyük faydası buydu! 97 kiloydum 83 kiloya düştüm. Sosyal medyada çok emek verdim. Başkan olduğumda sosyal medyada 400 arkadaşım vardı. 6 ay sonra 5.000 kişi olmuştu. Dokunduğumuz her insan bize bir şekilde dokunmak istedi. Gece sabaha kadar sosyal medyadan yazan herkese, iğneyle kuyu kazar gibi üşenmeden tek tek cevap verdim. Bugün bakınca delilik gibi gözüküyor ama yapmam gerekiyormuş. İnsanlar, biz dokununca oyunun içine girmiş oldu. Yıl sonu baktığımda 2.000 kişi ile düzenli olarak mesajlaştığımı gördüm. Şu an yapamıyorum, öyle bir zamanım yok.

GİDENLER İÇİN SÖYLEDİKLERİME PİŞMAN DEĞİLİM

Göreve geldiğimizde 30 futbolcumuzun 25 tanesi bu yapıdan gitmek istedi. Sadece 4-5 arkadaşımız bize inandılar. Sefa, Mert ve Volkan gibi. O arkadaşlar da karşılığını alıyorlar şu an. 25 arkadaşımızla ilgili çok kızdığım dönemler oldu. Çünkü, ben PAF takımdayken, maçlar A takım maçlarından önce ve aynı statta oynanırdı. Kadroda olmadığım halde 14-15 maça seyirci gibi deplasmana gittiğim zamanlar oldu. Benim gönülden sevdiğim bir yapıda başka bir futbolcunun kalmak istememesi, bana ağır geliyor. Ona rağmen saatlerce hepsiyle tek tek oturduk konuştuk. Şimdi bir kere daha görüyorum. O arkadaşlarımız ile ilgili doğruyu yapmışız o dönemde. Gidenler için söylediklerime pişman değilim. Gitme tercihini kullanan arkadaşlarımızın maalesef devam ettikleri kulüplerde futbol hayatlarını da görüyorum. O arkadaşlarımızdan zaman içinde geri dönmek isteyen çok oldu. Yeni kadromuzu oluştururken de %80 oranında bu şehrin çocuklarıyla yola çıkmaya çalıştık. Şehirde insan ve futbolcu kaynağına çok güveniyorum. Ama emek verilmesi ve zaman harcanması gerekiyor. Şu anda da kadroya baktığınızda %70-80 oranında Kocaeli doğumlu, buranın havasını soluyan arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi görüyoruz. Başarılı olmamızın etkenlerinden biri de budur. İnşallah bu sayıyı zaman içinde daha da artırıp aidiyet duygusu oluşturmak istiyoruz.

Başkanım, gündemin sıcak konusu KEV. İlk kongre sürecinde neler yaşandığından başlarsak, seçim dönemini anlatır mısınız?

Biz Kocaelispor kongresinde ısrarla KEV ile ilgili iki şey söyledik: Bu kavgadan vazgeçersek bir gün bizi hainlikle suçlayabilirsiniz. İkincisi de tesis, anamızın ak sütü gibi helaldir dedim. Bu iki sözüm de KEV çevresinde tepki çekti. Ben tesisin temel atma töreninde çocuktum ama oradaydım. Neler yaşandığını çok iyi biliyorum. Şehre yanlış anlatılan bir hikaye var, ondan başlayalım.

15 YIL BOYUNCA OYALANDIK

Tesis vakıf malıdır, vakıf malı satılamaz diye bir hikaye anlattılar. Maalesef bizi 15 sene boyunca, çok da doğru olmayan bu cümleye takılarak oyalayıp, durmuşlar. Kulüp yönetimine geldikten sonra Vakıf Genel Müdürlüğü'ne dört beş kez gittim. Mütevazı olamayacağım, çok emek verdim. Orada şunu fark ettik. Allah da bunu istiyormuş dedirtecek olaylar yaşadık. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yasama maddesi diyor ki: "Vakıflar, kurulurken edindikleri gayrimenkulleri, sermayeleri satamaz”. Bu doğru. Ama vakıf kurulduktan ve tescil edildikten sonra edindiği bir gayrimenkulse bu satılabilir ve vakfın satıştan elde edilen gelir vakfın amacı doğrultusunda satılabilir diyor. Maalesef kimse araştırmamış. Bunu öğrenince döndük vakfın kuruluş tarihine ve tesisin tapu tarihine baktık. Bizim bahsettiğimiz maddeye engel bir durum olmadığını gördük. Kuruluş tarihi ile tapu tarihi arasında 3 yıl var. Dolayısıyla bu gayrimenkul satılabilir. 15 yıl boyunca bize 'engel' olarak anlatılan şeyin aslında engel olmadığını gördük. Ben kavgayı orada kazandığımızı düşünüyorum. En doğru hamle oydu.

SATIŞ YETKİSİ ALDIRMAMIZ EN DOĞRU HAMLEYDİ

Ondan sonraki süreçte şehrin her tarafını gezdik. Sosyal medyada profil fotoğrafları yaptık. Her gün konuştuk, dillere pelesenk ettik. Şehir bize çok destek verdi. Az önce bahsettiğim yasa maddesi ile ilgili KEV yönetimine bir talepte bulunduk. Bu gayrimenkulün satışından elde edilecek geliri Kocaelispor'a bağışlanabileceğini belgeledik, yönetime yetki verin ve bu işlemi başlatın. Onlar, 'Yetki alsak ne olur, sonuçta satmayacağız' gibi havasındaydı. Sonra ikna oldular. Ama Genel Kurul yaparken bizimle KEV'in duygusu aynıydı diyemem. KEV Yönetimi o dönem sadece bizim isteğimizi yapıyormuş gibi davrandı. Ama biz kararı aldırdığımız gün, işte o zaman bu işi kazandık. Bizim kazancımız, aday olmadığımız, kendi kendilerine yaptıkları, gayrimenkullerin satılabileceği ve gelirinin Kocaelispor'a bağışlanabileceğinin kabul ettirmekti. O genel kurul kararı 15 yıl boyunca bize söylenenin yanlış olduğu yönündeki iddiamızı iyice güçlendirdi.

BABAM BENİM İÇİN ÜYELİKTEN ÇEKİLDİ

Onu cebimize koyduktan sonra ikinci hamleyi yaptık. Babam mütevelli heyeti üyesiydi. Vakfa üyelik için mevcut üye çekilip, varisi geçebiliyor veya vakıf genel kurulunun toplanıp sizi üyeliğe kabul etmesi gerekiyordu. İkincisi maalesef mümkün olmadı. Babam, mütevelli heyeti üyeliğinden benim lehime çekildi. Ondan sonra 28 Mayıs'taki kongre sürecine hazırlandık. Orada son güne kadar iddiamız, niyetimiz asla kulübe 15 yıl başkanlık yapmış Sefa Sirmen'e rakip olmak, hadsizlik etmek değildi. Diğer taraftan Sefa Bey'in Kocaelispor'u sevdiğini bildiğimiz için şu duyguya geleceğini var sayıyorduk: "Tamam çocuklar, gelin bakalım. Kocaelispor için bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Biz de sizin yanınızdayız." Ama öyle gelişmedi. Seçime iki liste halinde, Sefa Bey’e karşı biz aday olarak girdik. Orada farklı şeyler de yaşadık ama yeni bir tartışma yaratmamak için girmek istemiyorum. Almamız gereken oyun 6-7 oy altında aldık ve kaybettik. Bizi yanıltan arkadaşlarımız oldu. Oralara da takılmıyorum. Sonuçta kaybetsek de pes etmedik. Altı ay boyunca şehirde duyguyu yükselterek, taraftarlar derneğinin de yardımıyla biraz daha baskıyı artırdık.

BÜYÜKŞEHİR’İN HAMLESİ ALGIYI DEĞİŞTİRDİ

Bu sırada Sırp Kulübü Kızılyıldız’a 3 milyon Avroluk borcun kapatılması için Büyükşehir Belediyesi'nin Kent Konut üzerinden Sırp futbolcularla ilgili ciddi bir hamlesi oldu. O güne kadar KEV'in iddiası, biz tesisi versek de AK Parti iktidarı, imar değişikliği için size yardımcı olmayacak şeklindeydi. Biz de ısrarla olacak, bunun sözünü veriyorlar demiştik. Kaldı ki, bu vakıf araba değil ki, ben bunu sırtıma alıp götürecek değildim. Altı ay ben şansımı dener, imar değişikliği yapılmazsa genel kurulu toplar, arkadaşalar kusura bakmayın der çekilirdim. O dönem biz anlatamadık ya da onlar anlamak istemediler. Büyükşehir'in hamlesiyle beraber, 'evet, galiba yapacaklar' duygusuna geldiler ve yönetimi devretmeyi kabul ettiler. Son genel kurulda ise vakıf tüzüğüne, 'Vakfın gelirleri, vakıf amaçları doğrultusunda Kocaelispor Kulübü Derneği'ne aktarılabilir' maddesini eklettik. Vakıflar kanununa göre, vakfın mevcudiyetini sürdürebilmesi için belli payları vakfın bünyesinde bırakılmalı diyor. Yani, tamamen harcayamazsın. Mesela, gelirin 50 milyon TL olacağını varsayarsak %20’sini vakfın kasasına bırakıp, vakfın amaçları için harcamamız söz konusu olacak.

Süreç nasıl işleyecek? Herkes onu merak ediyor.

KEV 50 dönümlük arazinin 43'üne sahip. 7 dönüm de Büyükşehir Belediyesi'nin arazisi. Dolayısıyla bizim orada değerlendireceğimiz arazi 43 dönüm. Bu arazi spor tesisi imarlı. Şu an konuşulan değerlere göre 8-10 milyon TL civarında. Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız görüşmelerde şu deniyor: İmar durumunu mevcut konumun durumunu göz önüne alarak 10 milyondan 40 milyona, 60 milyona, nereye kadar gidebiliyorsa belediyenin imkanlarıyla bir yere taşımaya çalışacağız. Ondan sonra, müşteri arayacağız. Kent Konut, Emlak Konut veya özel müteahhit. Bütün süreç kamuoyuyla paylaşılacak, şeffaf olacak. Bu elde ettiğimiz gelir KEV'in kasasına girecek. Kocaelispor'un kasasına girmesi asla söz konusu değil. Bizim önceliğimiz vergi ve SGK borçları. Çok büyük bir yapılandırma var. Vergi borcumuz 65 milyondan 22 milyona SGK borcumuz da 4 milyondan 2 milyona düşüyor. Yani 70 milyon olan borç yapılandırmayla 24-25 milyon liraya kapanacak gibi duruyor. Eğer nasip olur da bu sezon ikinci lige çıkarsak, önümüzde ulusal lisans kriteri çıkacak karşımıza. Biliyorsunuz üst liglerdeki takıma puan silme cezaları verilmişti. TFF diyor ki üst liglerdeki kulüplere; vergi ve SGK borcunuz olmayacak, yoksa lisans vermem. Verirsem de ceza uygulayarak veririm diyor. Artık kulüplerin vergi cezalarından kaçma şansı yok. Eğer hayal ettiğimiz bütçe oluşursa, borçları ödedikten sonra transferimizi açacağız. Kulübün geçmişinden bugüne görev yapmış, bekçisinden, malzemecisinden, ticaret yaptığı şirketlerden, futbolculara, teknik adamlara kadar, alacağı olanlardan valimizin ve şehrin de desteğiyle oturacağız konuşacağız.

ŞARTLARI KABUL ETMEYENLE ANLAŞMAYACAĞIZ

Mesela (x) futbolcuya diyeceğiz; 100 bin lira alacağın var. Kulübün kasasında bu para yok. KEV'in kasasında bu para var ama Eğitim Vakfı da diyor ki, (x) futbolcu için geçmiş yıl ödemeye çalışıyoruz. 100 bin lira değil 30 bin lira ödeyebiliyoruz. Gel ibra et kulübü. 30 bin lira al, hakkını helal et, biz de edelim. Kulüp de kurtulsun, sen de emeğinin karşılığını aldım de. Ö yüzden KEV'in kasasında para bulunması bizim için çok kıymetli. Pazarlık anlamında kozumuz var. Bir de sizin aracılığınızla şehre ilk kez söylemiş olalım. Vergi ve SGK borcu ödemek diyorum, kimse duymuyor. Taraftar duygu olarak başka bir dünyada yaşıyor. Ben de o dünyadan geldiğim için anlayabiliyorum. Doğal olarak taraftar şunu istiyor, transfer yasağı açılsın, çok iyi futbolcular alınsın, hemen koştura koştura iki-üç senede Süper Lig'e çıkalım. Bizim doğrumuz bu değil. Metodumuz bu olmamalı. Önce bu kulübü ayakta tutacak yapıyı sağlamalıyız. Belki vergi, SGK'yı ödeyeceğiz ama transferi açamayacağız. Belki bu kadroyla ikinci lige çıkıp mücadele etmek zorunda kalacağız. Dolayısıyla gelecek sene ikinci ligde bu kadroyla iddiamız olmayacak. Belki sekizinciliğe, onunculuğa, küme düşmemeye oynayacağız. Ben şehrin buna ne kadar hazır olduğunu merak ediyorum açıkçası. Ben mantık olarak hazır olmak zorundayım. Kendimizi kandırmaya gerek yok, kulübün gerçeği bu.

TARAFTARLARIMIZ TRANSFER YASAĞINA ŞARTLANMAMALI

Hayal satmamızın alemi yok. Geldiğimizden beri söylediğimiz bir şey var. Biz bu kulübe hiçbir zaman hayal satmayacağız, yalan söylemeyeceğiz diye. Bu sene 2.Lige çıkarsak ve aynı kadroyla devam etmek zorunda kalacaksak bizi zor bir sene bekliyor demektir. Taraftara ve şehre çok büyük görevler düşüyor. Ama duygum aynı. Altı ay, 1 sene geç olsun, tekrar aynı yanlışın içine girmeyelim. Bunu farklı yerlerde de söyledim. Bana deseler 2008 yılında şampiyon olacaksınız ama ondan sonra öyle bir sekiz sene yaşayacaksınız ki, ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelecek, istiyor musunuz? Hiç kimse istemez herhalde. Çünkü kimse bugünleri yaşayabileceğimizi hayal etmiyordu. Bu sene kulübü mükemmel yönettiğimizi varsayalım, 2017’de 2.Lig’e çıktık. Yine mükemmel yönettik PTT'ye çıktık, yine mükemmel yönettik 2019 Mayıs’ta Süper Lig'e çıktık. 2019'un Eylül’ünde Süper Lig'deki ilk maçımızı oynayacağız. Bu şu demek. 2008 Mayıs’ta Süper Lig'e çıkmış ve Eylül’de ilk maçını oynamış bir takım. 2019 Eylül’de bir daha ilk maçını oynayacak. 11 sene bir kupanın maliyeti var bize. Dolayısıyla bu şehir 11 sene beklediyse 6 ay daha bekleyecek, 1 sene daha bekleyecek. Gerekirse 2.Lig’de düşmemeye oynayacak. Transfer yasağını açıp bu kulübü kaosa sokmayacak, bekleyecek sabredecek. En azından ben böyle yönetmek istiyorum. Ama taraftar ve şehir buna razı gelmez. Daha iyi yönetecek insanlar gelir ve biz de onları keyifle izler ve koltuğumuzu devrederiz. Şehrin istediklerini yaparlar, sonunu hep beraber izleriz. İyiyse iyi, kötüyse kötü.

YARIN: GELİR NASIL KULLANILACAK, KEV VE KOCAELİSPOR BAŞKANLIĞINI NE ZAMAN BIRAKACAK?

02 Oca 2017 - 11:01 - Spor


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Büyük Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Büyük Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Büyük Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Büyük Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.