1. YAZARLAR

  2. Gülsüm Güney

  3. Vakit bir olma vaktidir
Gülsüm Güney

Gülsüm Güney

Yazarın Tüm Yazıları >

Vakit bir olma vaktidir

A+A-

Ömrümüzün son yıllarına dönüp bakıyorum. Fitne, fesat, kin, cehalet, küfürden nasibini bolca almış bedenlerin ruhlarımızda açtığı derin yaralar var. Her geçen gün başka bir acıya gebe kalıyoruz. Acının adı değişiyor: Arakan Mısır oluyor; Gazze Halep; Musul Pakistan. Dışımız değil içimiz kanıyor her geçen gün.

Topraklarımızda durum farklı değil; kanlı senaryolar oynanmaya devam ediliyor. Aziz milletimiz ülkenin her karış toprağında, başta 15 Temmuz gecesini göğüslemeye çalışırken, herkesin yüreğine acının korkusu gelip oturuyor. Peşi sıra gelen Beşiktaş’ta ki bombalı eylem, ardından Kayseri’den gelen acı haber, sonra Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'a yapılan suikast. Yenir bir yıl, yeni umutlar derken Ortaköy saldırısı, sonra İzmir, sonra… Sonrası ciğerleri parçalayan bir “aaaahhh”…

Yazmak kolay olmuyor. Bunun acısı lime lime çekildi ve çekiliyor. Ülkemiz uzun zamandır dar bir boğazın içinden geçiyor. Yara alıyor ama yarasını ülkesine dahi göstermemek için yoluna devam ediyor. Yara alıyor ama yarasına bakmadan dörtnala koşuyor.

Acılarımız yarım, acılarımız eksik kalıyor. Gecenin en zifirisinde aydınlığı bekliyoruz uzun zamandır. Neden mi?

Benzerliklerimizi unutturup, farklılıklarımızı hepimizin gözüne sokan zihniyetler sahneden bir türlü inmiyor. Bizler de buna çanak tutup; oncu buncu şuncu olduğumuzda, işte tam da orada kaybediyoruz.

Öncelikle bir klişeyi gerçekleştirmek zorundayız. Bu öyle bir klişe ki gerçekleşmez ise bu sahnede tarih bizi yerle yeksan edecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşı; Ali bir olarak, Hasan bir olarak, Ayşe bir olarak var olmalı. Bir olmak, birlik olmak gerçeği böyle zor zamanlarda öyle ehemmiyetlidir ki; bir şehri, bir ülkeyi, bir coğrafyayı kurtarır, yeniden şahlandırır. Bakın, ben bunları satır doldurmak için yazmıyorum. Gündemden birkaç başlık var zihnimde kalan; gerçeği ayna gibi yüzümüze tutan:

Washington, Suriye’de PKK’ya yardım etmekten geri durmuyor. Kongre’den teröristlere stinger yardımı tasarısını geçiren ABD, Başkanın onayını beklemeden YPG’ye 7 helikopter silah gönderdi.

Avrupa Adalet Divanı, PKK’yı terörist örgüt listesinden çıkarmayı görüşüyor.

Bu ahvalde “Türkiye gizli düşmanlarıyla ciddi bir mücadele veriyor” cümlesi safsatanın en büyüğü değil de nedir?

Türkiye satır aralarında kalan bu cümleleri geçeli, direnişini dirilişe çevireli, vakit “birlik vakti” diyeli uzun zaman oldu. Şimdi bu anlamı güzel, ruhu güzel kavramı heder etmeme vaktidir. Zira Türkiye, bölgesinde yalnız ama içinde topyekun bir ülkedir. Bize düşen, bu ülke için şerefimizle “birlik” olup yaşamak ya da yine şerefimizle ölmektir.

 

Gazze’den bir anı

Yıl 2012. Soğuk bir kış akşamı, Kocaeli’de Gazze için yapılan bir söyleşiye katılıyoruz. Gazze’de yaşananları anlatmak üzere gelen dört büyük adam var karşımızda. Öncelikle bizleri dinliyorlar. Gazze hakkında ne biliyoruz, ne kadar biliyoruz anlamak istiyorlar. “Savaş, acı, korku, mücadele, inanç, direniş...” Kelimelerimiz tükenince konuşmacılardan Mohammad Algattawi mikrofonu eline alıyor.

“Gazze sokaklarında üç genç, girilmemesi gereken bir yerdeler. İsrail askerleri tetikte, uyarmaksızın ateş açıyorlar. Gençler kaçışıyor. Birinin yüzü parçalanıyor, ölüyor; diğeri gözlerini kaybediyor, ölüyor. Diğeri ise yüzümdeki yara izi diyor.

“Diğeri ise yüzümdeki yara izi…"

Kulaklarımızda çınlıyor. Algattawi: “Bu benim için onur madalyasıdır. Yaşadığımı unutmak istemiyorum.” diyor ve biz yüreklerimiz elimizde dinliyoruz.

Ardından ışıklar kapanıyor konuşmanın tam ortasında. Bir süre sonra karanlık korkutuyor insanları. Bir uğultu kaplıyor salonu. Karanlığa en fazla beş dakika maruz kalıyoruz. Işıklar açılıyor. Algattawi: “Verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz” diyor. “Rahatsızlık… geçici…”

“Gazze'de aydınlık güneşin aydınlığı, gerisi hep zifiri. Bazen jeneratörler devreye girer” diyor ve “sesinden asla uyuyamazsınız.” Rahatsızlığımız o an itibariyle 'kalıcı'.

"Güneşle yüzlerini gören insanlar. Karanlığa gömülü hayatlar… Bilirim, aydınlık için karanlık da gereklidir.” der Sabahattin Ali. Aydınlığın bedelini çok ağır ödedi bu hayatlar, ödemeye de devam ediyor. Edecek demeye razı değiliz.

Bugün acının şiddeti aynı, bedeli aynı, coğrafyası aynı. Bu tesadüfe çok anlamlar yükleyebiliriz. Ben “zulümü" tercih ediyorum. Halep’teki çığlıkları, ülkemde gencecik evlatlarını toprağa bırakan annelerin, yârini yoldaşını o toprağın altında bırakmak zorunda kalan kadınların, anlamsızca etrafına bakan küçücük çocukların feryatlarına, gözyaşlarına benzetiyorum. Acının aynısı mı olur diyenlere; acılara kör, sağır, dilsiz olanlara. Hatırlayın diyorum: Elini uzatabildiğin her yer senin!

“Yetiş elinin uzandığı her ele.”

Bu coğrafya için şehit olan canlara, rahmet ve minnetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.