1. YAZARLAR

  2. Gülsüm Güney

  3. Umre yolculuğu
Gülsüm Güney

Gülsüm Güney

Yazarın Tüm Yazıları >

Umre yolculuğu

A+A-

Hep istenen ama gitme kararı bir anda verilen,
Sonra; karar verilen ama asla nasip olmayacağına inandığın,
Sonra; valizi hazırladığın, uçağa bindiğin, kemerleri taktiğin ama mümkün değil bu uçak inmez, inse bile varamam karamsarlığını yasatan, kendini oralara layık göremediğin bir güzellik, bir kutlu hadise…
Ve sonunda varılan şehir, güzel şehir, Peygamber şehri; Medine.
Kus olup uçmak istiyorsun Ravza’ya; Telaşlı ve korkaksın…
Kalbinin ritimlerini yönetme şansın yok! Ayaklarının birbirine dolanmasına engel olma, içinde uçuşan kelebekleri zapt etme şansın yok!
İşte geldik,  kapındayız Ya Rasûlullah.
Aksam saati, kalabalığın nuru bitmemiş.
İlerliyorsunuz… Hoca durun diyor.
Tam karşında iste;
“Esselamu Aleyke Ya Rasulallah “
Kalkıyor ve selamını alıyor o kutlu nebi. Hissedin bunu diyor.
Elhamdülillah.
Kokusu geliyor bir yerlerden,
Bu inanılmaz bir his.
Kalbin ağzında atıyor,
Buradayım ya Rasûlullah, en yakınındayım. Ne olur beni kabul et, ne olur beni ümmetine al…
O an neredesin? Ayakların seninle mi, yere basıyor musun bilinmez.
Kana kana içsen, tadına doyamayacağın şehir; Medine...
Okuduğun hatıralar bir bir uçuşuyor gözlerinde; Hicret vakti Muhacirler Medine’de ağır bir şekilde hastalanıyor ve Mekke’yi öyle çok özlüyorlar ki, hasret gözyaşlarına engel olamıyorlar. Rasûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm‘ın gönlü buna dayanır mı  “Allah’ım! Mekke’yi bize sevdirdiğin gibi Medine’yi de sevdir. Veya onu daha fazla sevdir.  Allah’ım! Onu (havasını) sağlam ve selim kıl”  duasını ediyor. Allah’ım duanın vuku bulmuş halini idrak ediyorum. Öyle yumuşak bir hava var ki, Medine’yi anlatmaya gücüm yetmiyor.
Sonra, Peygamberimiz diyor ki “Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir.”  o cennet bahçesine koşuyorum… Ya Rabbi oradayım, zor şartlarda, son günümde oradayım; yeşil halıda. Bir metre ötemde, her gece, sabahlara kadar ümmeti için dualarla Rabbine yakaran  "Allah'ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!" diye ağlayarak dua eden ve karşılığında “Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz” diye cevap alan, o ümmetine düşkün Peygamber duruyor.
Utanıyorum. Onun bize düşkünlüğü karşısındaki halimizden utanıyorum.
Herkesten çok seviyoruz seni ya Rasûlullah, bizi ümmetinden kabul et diye yalvarıyorum… Elhamdülillah…
Gül kokusuna veda ediyoruz…
Yeni bir yolculuk;  zamanda kaybolacağımız ve hiçleşmeyi sonsuza kadar hissedeceğimiz…
Kâbe’ye gidiyoruz, Allah’ın evine…
İlk karşılaşma…
Hiç kimse yok! Sen ve o. Bir düşün içindesin sanki. Anlatmam çok güç…
Orada kendin oluyorsun, artıların ve eksilerinle, varlığın ve yokluğunla, düşmüşlüğün ve kalkmışlığınla, tamamen sen oluyorsun. Olduğun gibi. Neysen o.
Eşitleniyorsun, beyaz siyah, güzel çirkin, zengin fakir, oralı buralı, ocu bucu demeden, herkesle aynı şeye odaklanarak, tek merkezde toplandığını hissediyorsun.
Nefsinden ummadığın kadar uzaklaşıyor ve Allah’ın rahmetini her hücrende tek tek, ilmek ilmek hissediyorsun. Acizliğinin, şükrünün tarifi yok. Bir aşk ateşi yanıyor gönlünde. Her seferinde, Beytullah’ı her tavaf ettiğinde bambaşka bir âlemdesin.
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk la şerike leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'inni'mete leke Ve'l-mülk, la şerike leke” 
“Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur” diyorsun ya, Rabbinin işittiğini gönlünün en derininde hissediyorsun.
Kendini dahi unutuyorsun ama O’nu, en çok O’nu tanıyorsun, en çok onu seviyor, biliyor hissediyorsun. Bir başka dünyanın varlığını, yaşarken prova ediyorsun adeta.
Sonra sa’y yapıyorsun ve Hacer annemizi düşlüyorsun işte tamda orada; kızgın çölün ortasında, İsmail (a.s.) ile baş başa ama emin “Allah’ın yardımı mutlaka gelecek.” Subhanallah. Onun teslimiyetinden bir nebze olsun nasip et Rabbim diye dualar ediyorsun.
Kimseye değil Allaha kul olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorsun…
Ve son tavaf Mekke’ye şöyle bir dönüyorsun. Aklına “Vallahi, sen Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevgili olanısın! Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur! Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt yuva tutmazdım” diye Mekke’ye sesleniyor Efendim. Öyle bakıyorsun oraya, o hislerle…
Sonra… Sonrası yok…
Yeniden kavuşmak ümidiyle ayrılıyorsun…
Not: Bu yolculukla ilgili daha ayrıntılı yazılar yazıp gideceklere bir nebze olsun oraları tanıtmak ümidindeyim.
Teşekkür!
Uzunluğu için şimdiden özür dilerim ama birini yazmazsam hakkı kalır bende. Bu kutsal yolculukta bize eşlik eden ve engin bilgileriyle, içindeki Mekke Medine aşkıyla bizi hiç yalnız bırakmayan Nurettin Arslantaş Hocamıza. Bana yol arkadaşlığı yapan ve gitmeme vesile olan eşim Ali Güney ve annemiz Saliha Güney’e. Yolculuğumuz boyunca, kalbinin yumuşaklığını hissettiren, Halil Vehbi Yenice ve eşi Nesrin Yeniceye. Abilerimiz; Vedat Soykan, Yüksel Kalyoncu, Muzaffer Kalyoncu, Ferhat Demirkol, Enis Soykan, Ertan Erbayrak, Hasan Özen, Taha Yıldız, Hamit Güler, Duran Donat, Adnan Kesim, Veyis Abiş, Hasan Özgen’e. Ablalarımız; Aynur Kalyoncu, Filiz Kalyoncu, Fevziye Ciğerdelen, Remziye Tanta, Serra Demirkol, Mümine Soykan, Zerrin Nigiz, Mesude Çakır,  Fatma Nigiz, Nuray Erbayrak, Hanzade Erbayrak, Nurel Zorlu, Sebahat Sarımutlu, Suzan Özen, Pervin Beller, Zehra Beller, Öznur Gezer, Fazilet Kumbaroğlu, Melek Yıldız, Ayten Abiş, Fatma Özgen, Leman Akgül’e sonsuz teşekkürler. En büyük teşekkür ise bu yolculuğa çıkmamıza ve bu grupla buluşmamıza vesile olan Ercan Turizm; Haluk Ercan ve oğlu Berat Ercan’a... Allah hepinizden razı olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.