Gülsüm Güney

Gülsüm Güney

Yazarın Tüm Yazıları >

Kıtlık

A+A-

Kıtlık, terim olarak şöyle tanımlanıyor: Meteorolojik, çevresel, beşerî nedenlerle oluşan ve çok sayıda insanı etkileyen yiyecek maddesi sıkıntısı.
***
Peki, insan başka nelerin kıtlığını çeker?
***
Elbette gıda ilk sıradaydı. Fakat sonra; sevginin, barışın, hoşgörünün kimi zaman ağlamanın, gülmenin ya da bir insanın kıtlığı çekilmez mi?
***
Peki, başka bir soru: İnsan yok olunca mı kıtlığı yaşanır? Yoksa varken de bir insanın kıtlığı, yani yokluğu yaşanılası bir duygu mudur?
***
İşte tam bu noktada, bir insanın kıtlığını çekme hususunda, varken nasılda yok olunur, nasıl da kıtlığı yaşanır insanın, sorusunun cevabı olarak, bir hikâye bırakıyorum aşağıya. Ve yazar Esra Uzun’a iyi ki varsınız diyorum. İyi ki varsınız ki, bunca içimize işleyen hikâyeler de var.
***
“Güneş tutulması esnasında doğan tek çocuk bendim. Dolayısıyla diğer insanların yapamadığı şeyleri yapan tek kişi olma ihtimalim yüksekti.  Belki de bundandı kimseye kolay kolay denk gelmeyecek olayları yaşama olasılığımın fazlalığı... Bu yüzden hep farklı hissettim kendimi; ya da bir şekilde hissettirildim.
***
Yalnızca anacığımın gözünde değil, köydeki konu komşuların nazarında dahi ayrıcalıklıydım. Kimi içten bir gülüş içerisinde, kimi bana uzatılan en büyük elmada, kimi onca çocuğun içinde bi’ benim başımın okşanmasında fark ederdim. Bunların hepsi özel olduğumdan değil de, ruhumun eksik ve kırık dökük yanını onarmak içindi belki de. Kim bilir? İnsanın ruhu ne vakit eksik kalırmış tâ o zamanlarda tecrübe etmiştim. Yanıtı ise tek kelimeydi. Babasızlık...
***
Siz hiç babanızın aynı anda var olup yok olduğunu bilir misiniz? Cevabınız hayır ise hiç bilmeyin o vakit garip bir şekilde can acıtan bu sızıyı. Ben babamı bildim bileli gemilerde çalışırdı vakti zamanında, yabancı ülkelere giden... Bir yılın topu topu iki ayı bizimle olur geri kalan sekiz ayda ise deniz ve mehtap daha fazla görürdü onu. Bu çocuk dünyama yapılan büyük haksızlık değil de neydi acaba?
***
Babama en fazla ihtiyaç duyduğum anda yanımda olmaması, ettiğim kavgalarda değil yanımda arkamda dahi duramaması çok ama çok kötü bir duyguydu. Üzerinden geçen onca seneye rağmen o hissin eskimemesi yüreğimin üzerinde dönüp duran bir lanet olmasıdır belki de.
***
Bir keresinde Muhtar’ın oğlu Avni; “Ateşlenip hasta olduğum zaman canımın istediği her şeyi annem bulup buluşturur” demişti. O sözler zihnime, yüreğime bir kitabe misali öylesine kazındı ki; ilk fırsatta denedim. Önce hasta olup ateşlenmem gerekiyordu aklımdakini yapmam için. Ben de oldum…
Sınıftan aldığım tebeşirleri ezip suyla yuttuktan sonra gün içerisinde istediğim ateşe kavuşmam zor olmadı. Anacığım yatak döşek yatırıp üzerime titrerken; gözleri nemli bana baktı.
***
Onun içinde kolay değildi kadın başına çocuk büyütmek. Kederli bir iç çekişin ardından nasırlı elleri yüzümde dolaşıp hafifçe eğildi üzerime. “Bir isteğin var mı oğlum?” İstediğim soru nihayetinde gelmişti. Sesimi aramak için ağzımı açtığımda son derece paslı bir cızırdamayla döküldü kelimeler dudağımdan. “Babamı istiyorum anne.”
***
Gözünden önce bir damla yaş düştü ve hemen peşi sıra takip etti sağanakları. Ağladı annem. Anlamadım o zaman neden ağladığını, anlamda veremedim ayrıca. Zaten üzerinde dahi durmadım. Benim istediğim sadece babamdı. Babam…
***
Avni ateşlenince istediği her şeyi bulup getiriyorsa anası, benim istediğim maliyeti olmayan bir şeydi ve benim anamda getirebilirdi öyle değil mi? Çünkü babamdı benim istediğim. Sadece babam. Sonuç itibarı ile ben o zaman sadece ateşlendiğimle kaldım çünkü ne babam geldi, ne de benim hastalandığımdan haberi oldu. Anacığımın yaptığı ilaçlarla sıkı bir terledim sonrasında attım ateşi; ama yüreğimdeki kor alev alev yanıyordu hâlâ.
***
Günler günleri, haftalar haftaları ve aylar ayları kovaladığında nihayet babamın yılda bir kez kullanabildiği o iznini tüketme zamanı gelmişti. Annem günler öncesinden hazırlıklar yaptı elde olan imkânlarla. Babamın en sevdiği yemekler sürüldü ocağa. Eski zaman, yokluk çok ve hâliyle lüks bir şeyler insanın en sevdiği yemekler olmuyor. Ya turşu kavurmasıdır veya mısır ekmeği, belki de açılan yufkalara dökülen şerbetli uyduruk bir tatlı…
***
Velhasıl o gün gelip çatınca vardı babam evimize. Zihnimde büyüttüğümden mi yoksa gerçekte öyle olduğundan mı hâlâ bilemem bunu ama o gün çok büyük geldi babam gözüme. Belki de yüreğimdeki hasretin darası onu oldukça ağır kılmıştı görüş alanımda. Yüreğim kuş misali bir çırpınış içerisinde sevinçle babamın dizlerine sarıldığımda şefkatle eğilip aldı beni kucağına. Sıkıca sarılıp öptü siyah saçlarımdan ardından da yanaklarımdan. “Kuşlar söyledi beni çok özlemişsin öyle mi?” Babamın sorusuna gülümseyerek başımı salladım. “Çok özledim” dedim sonrada ekledim, “Peki, kuşlar hasta olduğumu ve senin gelmeni çok istediğimi de söyledi mi?” Anlamadığım bir şekilde annemle bakıştılar, sonra garip bir karartı çöktü gözlerine ve ardından yine sarıldı. Neşeyle gülümseyip ben de sarıldım. “Aslan Babam” hemen karşılık buldu sözlerim. “Aslan Oğlum.”
***
O gün hiç babamın dizinin dibinden ayrılmadım. Nereye gittiyse ben de gittim peşi sıra. Elini tutarken göğsümü şişirdim, son derece gururlu bir eda ile. Babam yanımdaydı çünkü. Kaç gün bu şekilde birlikte gezdik bilmiyorum, saymadım. Sayılı günler geçer misali sözünün vuku bulmaması adına saymadım… Nihayet bir sabah uyandığımızda babam; “Yarın bayram” dedi ve ekledi. “Bugün sana bayramlık almaya gidelim pazara. Ne istersen alalım olur mu?” Bir şey söylemeden gülümseyerek salladım başımı. İçim kıpır kıpır yaptım kahvaltımı. Annemin sürdüğü kuru yağlı ekmeği yedim. Zeytinimi iki ısırıkla tamamladım ve midemin diğer boş kısmını babamın yüzüne bakarak doyurdum.
Sonra…”
***
Hikâyeler yarım kalmalı bazen.
İnsanın merak duygusunu hep zinde tutmalı ve okumaya, araştırmaya meylettirmeli…
Umarım aynı hisleri duyar, bulur ve okursunuz.
***
Ya da kim bilir, belki aylardır açmadığınız o kitabın kapağını açarsınız merakla. Hiçbir çocuğun, değil babasının yokluğuyla, sevgisinin yokluğuyla bile büyümemesi umuduyla…
***
Sevgiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.