1. YAZARLAR

  2. Kadir Durgun

  3. Evet mi, Hayır mı?
Kadir Durgun

Kadir Durgun

Yazarın Tüm Yazıları >

Evet mi, Hayır mı?

A+A-

“Evet mi hayır mı? / Söyle bana nedir senin cevabın? / Beklemek istemem / Ne olacak bilinmez ki yarın.” şarkısının sözlerini ve ritmini bizim yaşlarımızdaki hemen herkes bilir. 

Ülke olarak bir referandum sath-ı mailine girdik. Bugünlerde en çok kullandığımız iki sözcük, “Evet mi, hayır mı?” Tam bir türbülans yaşıyoruz veya körler sağırlar diyalogu…

Kişiler neye evet, neye hayır dediklerini bilmiyor, sırf kendi tercihini kabul ettirmek için bir diğerine baskı yapıyor, hakaret ediyor. Güzel dostluklar yaralanıyor, kişilik bozuklukları ortaya çıkıyor veya oluşuyor.

Bu kent için oldukça varlıklı, işi de düzgün bir arkadaşla ileriye dönük olarak konuşuyorum.  Bana yatırımlarından, parayla ilgili beklentilerinden söz ederken birden: “Ben “Hayır” oyu vereceğim; ama referandum sonucunun “Evet” çıkmasını istiyorum.” demesin mi? İlginç bir mantık, dedim kendi kendime; tebessüm ettim, yorumsuz bıraktım. Daha önceki seçimlerde de bu tür mantıklara rastlamıştık. Bu mantığı anlayamıyorum. Kişi niçin tercih ettiği siyasi düşüncenin iktidar olmasını istemez veya iktidar olmasını istediği siyasi düşüncenin tarafında yer almaz, ona evet demez? Bir hekime bunun tıpta hangi vaka türüne girdiğini sordum, o bir isim bulamadı. Gerçek olan şu ki ortada müthiş bir kişilik bozukluğu var. Sanırım, siyasette bu tür bir çelişik mantık sadece bizim ülkemize özgü.

Kişilerin iradelerine baskı yapmak, ipotek koymak söz konusu bile değilken düşündüklerinin tersini yapmaları veya yaptıklarının tersini düşünmeleri nasıl bir kişilik profilidir? Kişi, tercihinden dolayı sorgulanma endişesi taşımadığı halde niye çelişik bir davranış içine girer? Bunun bir adı olmalı. Tıpta yok. Bana göre, “siyasi yobazlık”; kendini aşamama hali. Kendini aşamayanlar ya da siyasi yobazlar, entelektüel anlamda çevresine ve ülkesine ne verebilirler ki? Kendisini bile ikna edemeyen, düşünce namusundan yoksun, omurgasız bu tür kişiler,  bir hayli çoğaldı. Bu kişilerin en büyük özelliği, “En güzel savunma, taarruzdur.” taktiği uygulamak, saldırgan, hırçın tabiata sahip olmak. Böyle biriyle karşılaştığımda ben atalarımı dinliyorum: “İtle dalaşmaktansa köşeyi dolaşmak, yeğdir.” sözü doğrultusunda hareket ediyorum.

Sohbetlerinizde muhatabınız, ya sizden bir şey öğrenmek ya da size cevap vermek için sizi dinler. Öğrenmek için dinleyenlere zaman ayrılabilir. Bu durumda taraflar birbirlerinden bir şeyler öğrenebilirler, düşüncelerini derinleştirip sohbet etmenin mutluluğunu duyarlar. Cevap vermek için dinleyenlere bir şey aktarmak, onda bir kanaat oluşturmak mümkün değildir. O kişi her cümlenizde bir eksik arar, kelimelere takılır, vereceği cevaplarla sizi mars etmenin hazzını duymaya çalışır. Hatta sizin söyledikleriniz onun zihin kapısından içeriye bile girmez. O, gardını almış, savaş malzemelerini hazırlamış vaziyette sizi bekliyordur. Bu tür insanlarla konuşarak vakit kaybetmenin hiç gereği yok. Dostluklar bozulur, tamir edilmez yaralar alabilir.

Referandumda üç tercihten birini yapacağız: Oyumuz ya evet ya hayır ya da boş olacak. Gerçekte hayır diyen neye hayır diyecek, evet diyen neye evet diyecek? İşin doğrusu, hayır ve şer, hangisini demekte? Hayır diyen, şerre mi, hayra mı hayır demiş olacak? Evet diyen şerre mi  hayra mı evet demiş olacak? Bunu bilemeyiz. Yüce Yaratan: “Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysaki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (2/216) der Al-i İmran suresinde. Ortada bilinen bir tek gerçek var: Bizim üç tercihten birini yapmış olmamız.

Politikanın gözü kör, namusu yok. Bizim gibi ülkelerde haddini bilmezlik çok. Hangi söz, nerede ne kadar kullanılmalı, bunu tayin etmekte zorlanıyoruz. Marksist öğretinin temel umdelerinden biri olan “Din afyondur.” cümlesine dayanmak da istemem. Ancak, dini argümanların, değerlerin, terminolojinin siyaset zemininde kullanıldığı, dolayısıyla fazlaca yıpratıldığı da bir gerçek. Evet ya da hayır demek, kişiyi ne cennete ne de cehenneme götürür. Evet ya da hayır, dünyevi ilişkilerimizde sadece bir tercihtir. Bu tercihte dini perspektifi ön plana çıkarmak, literatürü kullanmak dinimize de kendimize de ülkemize de zarar getirir.

Peki, kim kazanmalı? Akl-ı selim kazanmalı. Birlik, dirlik içinde olmak, akl-ı selimin gereği. Sorulmadığı sürece düşüncemi açıklamam, kimseye müdahale etmem. Herkesin aklı kendine yeter sorumluluğu kendisine. Bu ülke bize atalarımızdan emanet, çocuklarımıza borcumuz; korumak zorundayız onu. Referandum sürecinde birbirimize olan tahammülümüz, saygımız, birliğimiz, dirliğimiz; sonuçtan daha önemli.

Yazımıza şarkı sözüyle başladık, şarkı sözüyle bitirelim: “Ha ha ha dinleyin dostlar! / Benim de artık bir sevgilim var. / Hırsından çatlasın düşmanlar.” 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum