1. YAZARLAR

  2. Yüksel Ercan

  3. Eşyalara Âşık olma hastalığı
Yüksel Ercan

Yüksel Ercan

Yazarın Tüm Yazıları >

Eşyalara Âşık olma hastalığı

A+A-

Çoğumuza saçma gelebilir ancak son zamanlarda dikkat ediyoruz ve dehşetle farkına varıyoruz ki gençlik ve orta yaş dönemini bitirip yaşlılık dönemine doğru adım atan pek çok insan kendisini eşyalara karşı duygusal bir bağ içinde buluyor.

Bu bazen bir takıntı bazen de güzel bir duygu ile olabiliyor. Hiç unutmuyoruz 10 yıl kullandığı çamaşır makinesi artık eskisi gibi çalışmamaya başladığı için yenisini almak durumunda kalan bir akrabamız eski çamaşır makinesi için gözyaşı dökmüştü. Akrabamıza "Neden ağlıyorsun, insan hiç bir eşya için gözyaşı döker mi?" diye sorduğumuzda akrabamız "Nasıl ağlamayayım o da bu evin bir parçasıydı." diye bizi hayretler içerisinde bırakan bir cevap vermişti.

O an anladık ki akrabamız çamaşır makinesine sadece bir makine olarak bakmıyordu. Ona bir kimlik yüklemiş ve evin bir üyesi olarak bakıyordu.

Yine bir başka akrabamızda uyuduğu yatağın üzerinde kullandığı “Nevresim” ile ilgili “ 5-6 yıldır kullandığım nevresimim yırtılmış, yenisiyle değiştirdim ama kendimi öyle yapmacık hissediyorum ki, o nevresimin yenisini bile istemiyorum, sadece o olsun istiyorum. Yırtılan nevresimi de atmadım, katlayıp dolabıma koydum ilerde tekrar kullanırım belki” ifadesini kullanınca “vatandaş yaşlandıkça var olduğunu sandığı aklı da yavaş yavaş kendisini terk ediyor” diye düşünmeden edemedik.

Eşyalara Âşık olma hali ile ilgili yüzlerce hatta binlerce örnek vermek mümkün, Gördüklerimizden sonra çok net olmamakla birlikte “belki biz de hayatımızda böyle aletlere karşı bir bağ içerisindeyiz ancak günün koşuşturmacası içerinde bu bağın farkında olamıyoruz” diye düşünmüyor da değiliz.

Güçlü kalemiyle tüm dünyada ün kazanmış olan yazar Chuck Palahniuk'in tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına ağır bir eleştiri olan “Dövüş Kulübü” isimli eseri  okuyan ya da o muhteşem kitaptan uyarlanan sinema filmini seyretmeyenin çok şey kaçırdığını fırsat oldukça bir araya geldiğimiz herkese söylüyoruz.

Dövüş Kulübü isimli sinema filmi daha çok başrollerini Brad Pitt ve Edward Norton'un oynadığı film ile biliniyor. Yıllar önce Dövüş Kulübü isimli eseri okuduğumuzda, daha sonrada kitaptan sinemaya uyarlanan filmi seyrettiğimizde eserde bulunan bazı sözlerin insanın boğazına düğümlendiğini ve yaşadığımız anlamsız hayatı sorgulamamamıza sebep olan her şeyden kaçıp uzaklara gitme isteği uyandırma hissini hemen her seferinde taşıdığımızı düşünüyoruz.

Özellikle “Her gün işe gidiyorsun. Akşamları erken uyuyorsun ve bunun karşılığında aldığın tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası bir durumdasın, Yuva yapma içgüdülerine tutsak düşen tek ben değildim... Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı, Sonra hayallerinizdeki yatak, Perdeler, Halılar, Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğun şeyler gün gelir senin sahibin olur.” şeklindeki replik galiba bu dünyada yaşayan hemen herkesin ortak duygusu olarak hayatımızda önemli bir yer tutuyor.

Gençlik yıllarında su gibi geçen ve bir türlü durduramadığımız “Delifişek” zamanlarımızda galiba ihtiyacımız olan en son eşyadır televizyonun karşısındaki kanepe, yirmili, otuzlu, hatta kırklı yaşlarda evin en güzel yerinde duran Kanepe hiç kimse için bir anlam ifade etmez, kanepe hep oradadır ama yüz bulamaz kimseden ne zamanki kırklı yılların sonlarına doğru gelinir işte o zaman bu yaş grubunun en büyük özlemi olur, en sevdiği eşya haline gelir televizyonun tam karşısındaki muhteşem Kanepe.

Askerden gelirsiniz, hem daha iyi bir hayat yaşamak hem de bulunduğunuz mekândan sınıf atlamak bir üst basamağa çıkmak adına iyi bir iş ararsınız, Şansınız varsa talep ettiğiniz işe kısa bir zaman sonra kavuştuğunuz andan itibaren hane halkı sizin için “Helal süt emmiş bir kız” aramaya başlamıştır bile.

Kendi çabalarınızla olmadı aile büyükleriniz vesilesi ile “Helal süt emmiş kızı da” bulduğunuzda iş bir anda ömrümüzün sonuna kadar sahip olduğunu sandığımız ama daha çok bize sahip olan kanepeyi ve kanepeyi tamamlayan başta televizyon olmak üzere diğer ekipmanları eve taşıma trafiği başlar.

Kanepe odaklı ev eşyalarının tamamlanması ile başlayan koşuşturma da artık yerini daha dingin daha sakin bir ortama bırakır ve bundan sonra tek derdiniz var olan işinizi, hayat standardınızı ve evinizdeki Kanepeyi korumaya odaklanır.

Büyük şehirlerin merkezinde ya da en kenar semtlerinde kapı komşunuzu bile tanıma imkanınız olamayan dev sitelere taşınırsınız, Sabahları işe gitmek için iki vasıta kullananın kendisini şanslı saydığı bir düzende mesai saatleriniz pazartesi-Cuma ise normal günlerde tatil olarak bildiğimiz Cumartesi ve Pazar günlerini de çocuklarınızın geleceğini sağlama almak adına isimleri ve sayıları belli olmayan Kurslara, Etüt merkezlerine bir yarış atı hızı ile koşturur durursunuz.

Böylesi durumlarda yollar tıkalıdır, trafik hiçbir zaman sizi istediğiniz saatte istediğiniz yere götürmez, Sabahın alaca karanlığında varmak istediğiniz yere ulaşmak adına köşedeki börekçiden alabildiğiniz kahvaltılıkları bile araç içerisinde yemeğe çalışıp, sabah karanlıkta çıktığınız evinize yine gece karanlığında ulaştığınızda yaşınızın artık geçtiğini ve yıllar yılı görmezden geldiğiniz kanepeye ulaşmak ve o kanepeye boylu boyunca uzanmanın verdiği keyfi hiçbir şeye değiştirmezsiniz.

Aradan geçen uzun yıllar sonrasında sizinle birlikte kanepenin de eskidiğini hissedersiniz, Üniversiteye başladıktan sonra asla sizin olmayan çocuklarınız tatil zamanlarında eve geldiklerinde “Anne-Baba bu kanepe bu televizyon, bu koltuk takımı eskidi, bunları değiştirmek için, yenilemek için daha ne bekliyorsunuz Allah aşkına” dediği anda başta kanepe olmak üzere bütün Koltuk takımına aşık olduğunuzun onlar istese bile artık sizin onları terk etmenizin mümkün olmadığını acı da olsa fark edersiniz.

Babamızın ölümünden sonra Annemiz son nefesini verinceye kadar yalnız yaşadı, ihtiyacı olmamasına rağmen yaşadığı eve eşya çokluğundan dolayı giremezdiniz ya da çok zor girerdiniz, Bize göre işe yaramayan herhangi bir eşyası için “Anacığım bu sehpa artık ayakta duramıyor, bunu atalım sana yeni sehpa alalım” dediğimiz andan itibaren kıyamet kopar, yemediğimiz fırça kalmaz, “Bana karışmayın siz gidin kendi evinizdeki eşyaları sokağa atın” der bizi evden kovardı.

Annemizin o zaman bize garip gelen bu “Eşya tutkusu” belli bir zamandır bizde de kendisini göstermeye başladı, bırakın Kanepe ve Koltuk takımını artık giyilecek hali kalmamış ayakkabılarımızı, Takım elbiselerimizi bile atmaya bile kıyamıyoruz ve farkına varıyoruz ki artık o eşyaların sahibi bizi esir almış.

Bu aralar Sabahları işe giderken akşam ile ilgili tek hedefimiz eve geri döner dönmez bizi büyük bir özlemle bekleyen televizyonun karşısındaki kanepeye boylu boyunca uzanmak, bizde artık anlıyoruz ki işlerimiz iyide gitse kötü de gitse yaptığımız en iyi işlerden birisi yıllar önce Koltuk takımını almak olmuş.

Geçen yıllar içerisinde bizim sahip olduğumuzu sandığımız ama gerçekte bize sahip olan eşyalar artık hayatımızın değişmez gerçekleri, Belki de bu yüzden Dövüş Kulübü isimli kitap ve o kitaptan sinemaya uyarlanan sinema filmini bu kadar çok seviyoruz, bizim gibi milyonlarca insan bu esere bizim baktığımız pencereden bakıyor.

ACI GERÇEK: Kendi kendimize derdik ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağımız son kanepe. Kanepeyi aldık ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işimiz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu anladık. Sonra aradığımız tabak takımı, hayallerimizdeki yatak, perdeler, Halılar, sonra o güzel yuvamızda kısılıp kaldık ve acıda olsa farkına vardık ki Bir zamanlar sahip olduğumuz  şeyler gün gelmiş  bizim sahibimiz olmuş.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.